albert camus
aldous huxley
alıntı
alper canıgüz
anthony burgess
antoine de saint-exupery
ayfer tunç
barış bıçakçı
boris vian
burhan sönmez
cesare pavese
edebiyat
emile ajar
etgar keret
ferit edgü
franz kafka
fyodor dostoyevski
hakan günday
harper lee
hasan ali toptaş
haydar karataş
ihsan oktay anar
ilhami algör
irvine welsh
ivan gonçarov
j.d. salinger
jean-paul sartre
kitap
knut hamsun
mahir ünsal eriş
marquis de sade
mehmed uzun
mıgırdiç margosyan
murat uyurkulak
nikos kazancakis
notlar
oğuz atay
orhan pamuk
patrick suskind
rainer maria rilke
ray bradbury
sabahattin ali
sema kaygusuz
stanislaw lem
şule gürbüz
tezer özlü
tomris uyar
truman capote
vedat türkali
yusuf atılgan
16 Eylül 2015 Çarşamba
Âsım'ın hayâletinin Dâvut'a dadanması ve Zâhir hakkında da "peygamberliğini ilân ettiği" söylentisinin çıkmasından aşağı yukarı otuz küsûr sene kadar önce Galata şehri ahâlisi, tedâvileri sonuç vermeyen Rafael'in tabâbet yeteneği hakkında ileri geri konuşmaya yeni yeni başlamıştı. Kabadayılar nasıl ki "leşleriyle" anılıp korku salıyorlarsa, Rafael de "naaşlarıyla" yâd edilip "dehşet saçmaya" başladı. O güne kadar tedâvi etmeye çalıştığı yirmi hastasından ondokuzu vefât etmişti. Geriye kalan bir tek hastanın da, Rafael'e getirildiğinde, ne nabzı atıyor ne de adam nefes alıyordu. Hastayı defalarca muayene eden Rafael, sonuçta bir teşhis koydu: Adam ölüydü! O güne kadar koyduğu tek doğru teşhis de zaten bu olmuştu.
İhsan Oktay Anar
Suskunlar
syf. 184
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder