albert camus
aldous huxley
alıntı
alper canıgüz
anthony burgess
antoine de saint-exupery
ayfer tunç
barış bıçakçı
boris vian
burhan sönmez
cesare pavese
edebiyat
emile ajar
etgar keret
ferit edgü
franz kafka
fyodor dostoyevski
hakan günday
harper lee
hasan ali toptaş
haydar karataş
ihsan oktay anar
ilhami algör
irvine welsh
ivan gonçarov
j.d. salinger
jean-paul sartre
kitap
knut hamsun
mahir ünsal eriş
marquis de sade
mehmed uzun
mıgırdiç margosyan
murat uyurkulak
nikos kazancakis
notlar
oğuz atay
orhan pamuk
patrick suskind
rainer maria rilke
ray bradbury
sabahattin ali
sema kaygusuz
stanislaw lem
şule gürbüz
tezer özlü
tomris uyar
truman capote
vedat türkali
yusuf atılgan
17 Temmuz 2015 Cuma
Taş odanın penceresinden arka bahçedeki sabah güneşinde ışıl ışıl gözüken dut ağacına bakan gözlerim aradabir dönüp üzeri özenle örtülmüş yatağa takılıyordu. Buraya gelirken arabada yelpaze niyetine kullandığı Güdül Postası boş yatağın üzerinde duruyordu. İçimden bir ses Canan'ın benim rezil bir katil olduğumu çoktan bildiğini, bu yüzden onu hiç mi hiç göremeyeceğimi, bu durumda yapılacak tek şeyin, kapıyı kapayıp hâlâ Canan'ın kokusunu taşıyan yatağa uzanıp ağlaya ağlaya uyumak olduğunu söyledi. İçimden başka bir ses karşı çıktı ona, katiller katil gibi davranmalıydı, soğukkanlı olmalıydı, telaşa kapılmamalıydı; Canan annesiyle babasının evinde, Nişantaşı'nda beni bekliyordu mutlaka. Odadan çıkmadan önce, eve en sonunda o hain sivrisineği, camın kenarında gördüm ve bir darbeyle avucumun içiyle ezdim. Sivrisineğin karnından avucumun içindeki aşk çizgisine bulaşan kanın, Canan'ın tatlı kanı olduğuna emindim.
Orhan Pamuk
Yeni Hayat
syf. 195
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder