17 Temmuz 2015 Cuma



Taş odanın penceresinden arka bahçedeki sabah güneşinde ışıl ışıl gözüken dut ağacına bakan gözlerim aradabir dönüp üzeri özenle örtülmüş yatağa takılıyordu. Buraya gelirken arabada yelpaze niyetine kullandığı Güdül Postası boş yatağın üzerinde duruyordu. İçimden bir ses Canan'ın benim rezil bir katil olduğumu çoktan bildiğini, bu yüzden onu hiç mi hiç göremeyeceğimi, bu durumda yapılacak tek şeyin, kapıyı kapayıp hâlâ Canan'ın kokusunu taşıyan yatağa uzanıp ağlaya ağlaya uyumak olduğunu söyledi. İçimden başka bir ses karşı çıktı ona, katiller katil gibi davranmalıydı, soğukkanlı olmalıydı, telaşa kapılmamalıydı; Canan annesiyle babasının evinde, Nişantaşı'nda beni bekliyordu mutlaka. Odadan çıkmadan önce, eve en sonunda o hain sivrisineği, camın kenarında gördüm ve bir darbeyle avucumun içiyle ezdim. Sivrisineğin karnından avucumun içindeki aşk çizgisine bulaşan kanın, Canan'ın tatlı kanı olduğuna emindim.

Orhan Pamuk
Yeni Hayat
syf. 195

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder