albert camus
aldous huxley
alıntı
alper canıgüz
anthony burgess
antoine de saint-exupery
ayfer tunç
barış bıçakçı
boris vian
burhan sönmez
cesare pavese
edebiyat
emile ajar
etgar keret
ferit edgü
franz kafka
fyodor dostoyevski
hakan günday
harper lee
hasan ali toptaş
haydar karataş
ihsan oktay anar
ilhami algör
irvine welsh
ivan gonçarov
j.d. salinger
jean-paul sartre
kitap
knut hamsun
mahir ünsal eriş
marquis de sade
mehmed uzun
mıgırdiç margosyan
murat uyurkulak
nikos kazancakis
notlar
oğuz atay
orhan pamuk
patrick suskind
rainer maria rilke
ray bradbury
sabahattin ali
sema kaygusuz
stanislaw lem
şule gürbüz
tezer özlü
tomris uyar
truman capote
vedat türkali
yusuf atılgan
17 Temmuz 2015 Cuma
Peki yazarın olumsuz bir kahraman gibi göründüğü bu anı kitabını niye Nihal'e vermiştim? Bir cümle için. Kitabın bir yerinde yazar, âşıkların birbirlerinin geçmişlerine de sahip çıkmak istediğini söylüyordu. Şimdi, benim saat ayarlı planım şuydu: Nihal kitabı okurken bu cümleye geldiğinde, onun çocukluk fotoğraflarına bakarken benim söylediğim bir şeyi hatırlayacaktı. Nihal'in ilkokul öğretmeninin kolunun altında, akrabalarının arasında, bir doğum gününde üzeri pasta ve meşrubat dolu bir masanın arkasında, bir kır gezisinde başında hasır şapka bir katırın üzerinde ve bir tanıdığın şekerci dükkânında, kocaman bir fıstıklı helva kalıbının yanı başında, şeker kavanozlarının arasında (Ait olduğu yerde, kesinlikle ait olduğu yerde!) çekilmiş fotoğraflarına bakarken, "Aptalca bir şey ama, bu fotoğraflarda kendimi de arıyorum, bulamayınca da kederleniyorum." demiştim.
Barış Bıçakçı
Bizim Büyük Çaresizliğimiz
syf. 109
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder