23 Temmuz 2015 Perşembe



"Şimdi artık gideceğim." dedim.
O vakit ayağa kalktı, yanıma geldi:
"Madem gidiyorsunuz, bende bir hatıranız olsun isterdim." dedi. "Sizden bir ricada bulunmayı düşündüm, belki de olmayacak bir şey. Aisopos'u bana bırakır mısınız?"
Hiç düşünmeden ccevap verdim: "Hayhay!"
"O halde belki yarın onu getirirsiniz!" dedi.
Çıktım.
Pencerelere baktım. Kimseler yok.
Artık her şey bitmişti.
Kulübede son gece. Kahırlanıp duruyor, saatleri sayıyordum. Sabah olunca son yemeğimi hazırladım. Soğuk bir gündü.
Köpeği kendisine neden benim getirmemiş söyledi? Benimle görüşmek, bana son olarak bazı şeyler mi söylemek istiyordu? Umduğum bir şey yoktu artık. Aisopos'a karşı nasıl davranacaktı? Aisopos, Aisopos seni hırpalar o. Benim yüzümden seni kırbaçlar, bir yandan okşar belki, ama aklına estikçe herhalde kırbaçlar, mahveder seni...
Aisopos'u yanıma çağırdım, okşadım, başımı başına dayadım, tüfeğime uzandım. Aisopos sevincinden havlamaya başladı, ava gidiyoruz sandı. Tekrar başımı başına koydum, namluyu Aisopos'un ensesine dayadım, tetiği çektim.
Aisopos'un ölüsünü götürüp Edvarda'ya vermesi için bir adam tuttum.

Knut Hamsun
Pan
syf. 121-122

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder