3 Ağustos 2015 Pazartesi



"Kestane ağacı!" dedi ve bekledi. Ama hiçbir şey olmadı. Anne verandanın altında uzanmıştı, her yanı örten ağır bir sessizliğin dibinde küçücüktü. Burası taze ot kokuyordu, insan ayağı basmamış, ormanda bir kâşif olma oyunu oynanabilirdi, ama Lucien'in canı oynamak istemiyordu artık. Hava, duvarın kırmızı çatısının üstünde titreşiyordu, güneş toprakta ve Lucien'in elleri üstünde yakıcı lekeler oluşturuyordu. "Kestane ağacı!" Bu çarpıcıydı, Lucien, annesine, "Güzel anne benimsin," dediği zaman anne gülüyordu. Germaine'e, "Salak!" dediği zaman Germaine ağlamış ve onu anneye şikayet etmişti. Ama, "Kestane ağacı," dedi zaman hiçbir şey olmuyordu. Dişlerinin arasından fısıldadı: "Pis ağaç!" Emin değildi, ama ağaç kıpırdamadığından, daha yüksek sesle tekrarladı: "Pis ağaç, pis kestane ağacı! Bekle de gör, birazcık bekle!" ve ağaca tekme attı. Fakat ağaç hareketsiz kaldı, odundan yapılmış olduğu için hareketsiz. Akşamleyin yemekte, Lucien, annesine, "Biliyor musun anne, ağaçlar, evet ağaçlar, odundandır," dedi, annesinin pek sevdiği şaşkın yüz ifadesiyle karşılaştı. Madam Fleurier, öğle postasından mektup almamıştı. Kuru kuru, "Budala olma," dedi.

Jean-Paul Sartre
Duvar, Bir Yöneticinin Çocukluğu
syf. 140-141

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder