albert camus
aldous huxley
alıntı
alper canıgüz
anthony burgess
antoine de saint-exupery
ayfer tunç
barış bıçakçı
boris vian
burhan sönmez
cesare pavese
edebiyat
emile ajar
etgar keret
ferit edgü
franz kafka
fyodor dostoyevski
hakan günday
harper lee
hasan ali toptaş
haydar karataş
ihsan oktay anar
ilhami algör
irvine welsh
ivan gonçarov
j.d. salinger
jean-paul sartre
kitap
knut hamsun
mahir ünsal eriş
marquis de sade
mehmed uzun
mıgırdiç margosyan
murat uyurkulak
nikos kazancakis
notlar
oğuz atay
orhan pamuk
patrick suskind
rainer maria rilke
ray bradbury
sabahattin ali
sema kaygusuz
stanislaw lem
şule gürbüz
tezer özlü
tomris uyar
truman capote
vedat türkali
yusuf atılgan
19 Ağustos 2015 Çarşamba
Bir süre, konuşmaksızın bakıştılar; bu ufak tefek küskün iki insan. Daha sonra yaşlı kadın kapıya doğru yürüdü, durmadan başını sallıyordu. Birden Bohusch bitiverdi yanında. "Anneciğim," dedi, sesi hasta bir çocuğunkini andırıyordu. Ve yaşlı, korkmuş kadın anladı. Büyüdü, zenginleşti, anne oldu. Bu usulca söylenmiş sözcük sayesinde oluvermişti böyle. İçindeki her tür korku ve endişe bir anda sevgi ve şefkate dönüştü; ve, daha demin öylesine korumasız ve çaresiz görünürken, şimdi güçlüydü; kollarını dikkatle öne doğru uzattı; Bohusch için bu, yuvaya dönüş gibiydi. Kocaman, ağır ve karışmış kafasını kadının göğsüne yasladı, ateş gibi yanan gözlerini yumdu, bu sonsuz, derin sevginin içinde kayboldu. Sustu. Birden içinde bir şey ağlamaya başladı. Nasıl başladığını gayet iyi duymuştu. Çok derinlerde bir yerde olmalıydı, öylesine sessizdi. Acıtmıyordu da. Derken Bohusch merakla gözlerini açtı, neresinin ağladığını görmek istiyordu. Ve gördü: içinde ağlayan bir şey yoktu; ağlayan annesiydi.
Rainer Maria Rilke
Bütün Hikayeleri, Kral Bohusch
syf. 270
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder