albert camus
aldous huxley
alıntı
alper canıgüz
anthony burgess
antoine de saint-exupery
ayfer tunç
barış bıçakçı
boris vian
burhan sönmez
cesare pavese
edebiyat
emile ajar
etgar keret
ferit edgü
franz kafka
fyodor dostoyevski
hakan günday
harper lee
hasan ali toptaş
haydar karataş
ihsan oktay anar
ilhami algör
irvine welsh
ivan gonçarov
j.d. salinger
jean-paul sartre
kitap
knut hamsun
mahir ünsal eriş
marquis de sade
mehmed uzun
mıgırdiç margosyan
murat uyurkulak
nikos kazancakis
notlar
oğuz atay
orhan pamuk
patrick suskind
rainer maria rilke
ray bradbury
sabahattin ali
sema kaygusuz
stanislaw lem
şule gürbüz
tezer özlü
tomris uyar
truman capote
vedat türkali
yusuf atılgan
5 Ağustos 2015 Çarşamba
Anlatmaya başladı. "Onu ilk gören ben oldum. Santa Anita'da. Her gün yollarda başıboş dolaşıp dururken. Mesleğim yüzünden ona ilgi duydum. Öğrendim ki bir jokeyin kadınıymış, o bodurla yaşıyormuş. Jokeyi buldum, eğer büyük oğlanlarla atışmak istemezsen kızı bırak dedim; bak kız daha on beşinde. Fakat güzel kız; olabilir, cana da yakın. Bu kadar kalın çerçeveli gözlükler takarken bile, ağzını açtığı zaman bile, yine de onun Güney'deki dağlardan mı geldiğini, bir Oklohama'lı mı, neyin nesi olduğunu bilemiyor insan. Ben hâlâ bilmiyorum. Bence kimse onun nereden geldiğini öğrenemeyecek. Öyle Tanrının belası bir yalancı ki, belki artık gerçeği kendisi bile bilmiyor.
Truman Capote
Tiffany'de Kahvaltı
syf. 38-39
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder