2 Temmuz 2015 Perşembe



Söylesek ne olacak? Bilmiyorduk! Ama bu sorunun açıklığa kavuşturduğu başka şeyler vardı. İkimiz de Nihal'in birimizden birini seçmesi gibi bir olasılığı hiç düşünmemiştik. Sanki ikimizi birden sevecekti, bu tek seçenekti. Böyle bir şeyin yaşanabilir olup olmadığı konusunu ise Fransız sinemacılara bırakıyorduk.

...

Mutfak iyice karanlık olmuştu. Ocağın alevi tencerenin altından mavi-beyaz, solgun bir ışık yayıyordu. Sokaktan hala çocuk sesleri geliyordu. Ayakta hareketsiz duruyorduk. Her şey çok çocukça ve çok keder vericiydi. Aklıma sevdiğim bir romandan bir cümle gelmişti. Kederin bizi başrole taşıdığı, ikimiz dışında her şeyi cılız bir manzaraya dönüştürdüğü o anda, cümleyi kendimce yeniden kurdum: Bizim büyük çaresizliğimiz Nihal'e âşık olmamız değil, sesimizin dışarıdaki çocuk seslerinin arasında olmayışıydı. Asıl çaresizlik buydu.

Barış Bıçakçı
Bizim Büyük Çaresizliğimiz
syf. 102

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder