albert camus
aldous huxley
alıntı
alper canıgüz
anthony burgess
antoine de saint-exupery
ayfer tunç
barış bıçakçı
boris vian
burhan sönmez
cesare pavese
edebiyat
emile ajar
etgar keret
ferit edgü
franz kafka
fyodor dostoyevski
hakan günday
harper lee
hasan ali toptaş
haydar karataş
ihsan oktay anar
ilhami algör
irvine welsh
ivan gonçarov
j.d. salinger
jean-paul sartre
kitap
knut hamsun
mahir ünsal eriş
marquis de sade
mehmed uzun
mıgırdiç margosyan
murat uyurkulak
nikos kazancakis
notlar
oğuz atay
orhan pamuk
patrick suskind
rainer maria rilke
ray bradbury
sabahattin ali
sema kaygusuz
stanislaw lem
şule gürbüz
tezer özlü
tomris uyar
truman capote
vedat türkali
yusuf atılgan
14 Temmuz 2015 Salı
Delikanlılığından beri, yanından geçen insanların kendisine hiç aldırmamalarına alışıktı, nedeni de -bir zamanlar sandığı gibi- onu aşağı görmeleri değil, varlığının farkına varmamalarıydı. Onun başka insanlar gibi, çevresini saran bir uzamı, havada yaydığı bir dalgası, hani, öbür insanların yüzüne düşürebileceği bir göglesi olmamıştı. Ancak biriyle doğrudan doğruya çarpıştığı zaman, kalabalıkta ya da ansızın bir köşe başında, o zaman, o kısa an içinde, karşısındakinde onu algıladığını gösteren bir belirtiye rastlardı; çarptığı kimse çoğu zaman dehşetle irkilir, bakışlarını birkaç saniye için, sanki aslında hiç var olmaması gereken, gerçi düpediz karşısında, ama yine de bir şekilde yok olan Grenouille'a diker, sonra hemen oradan uzaklaşır, Grenouille'u da anında unuturdu...
Patrick Süskind
Koku
syf. 162
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder