28 Haziran 2015 Pazar



Soyadınızı beğenmiyorsanız albayım, dedim; kapıdaki "Tambay"ın üzerine beyaz bir kağıt yapıştıralım. Yoksa sarı mı olsun? İstemedi. "Emekli"yi de bu kağıda yazardık: Albay Hüsamettin Emekli. Bütün yaşlı albayların soyadı "Emekli" olmalı bana kalırsa. Ben onları birbirinden ayırmak istemiyorum. Neyse, albayımın merdiveninin başındaki kağıt levha, ona gidenlere yardımcı oluyor. Ben, kendisiyle bunları konuşurken, birden elini alnına vurdu -emeklilikten sonra kazandığı bir alışkanlık- ya seni albay zannederlerse, dedi. Hemen aşağı koştum; duvarın üzerine, albayımın katına çıkan merdiveni gösteren bir ok boyadım. Albaya gidenler bu taraftan. Albayım, siz resmi daire misiniz? Ne yapsın? Onun kapısı, merdiven biter bitmez insanın karşısına çıkıyor. Bu yüzden benim sahanlığı ortak kullanıyoruz. Demek ki, duvardaki oku izlemek istemeyenler bana gelecekler. Ben de geçenlerde yüzbaşı olmuşum, albayım. Artık daha fazla olmazsın diyorlar. İnsanın oturduğu yerde bu kadar olması da iyi.

...

Albayım! Bir de "Girilmez" yazalım mı kartvizitin altına? Tarihi incelemeleriniz sırasında belki rahatsız edilmek istemezsiniz. Emekli Tarih Kurumu üyesi. Lütfen Rahatsız Etmeyiniz. Mütemmim mâlûmat için müracaat alt kat. Alt katta bir yazı: Albayımın yanındayım. Siz adamı deli edersiniz.

Oğuz Atay
Tehlikeli Oyunlar
syf. 66-67

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder