22 Haziran 2015 Pazartesi



Ne umuyorsun?
Ne, ne mi umuyorum? Hiç.
Karların üstünde, ayağında hedikler, ağır ağır ilerleyen Muhtarın ardından bakarken ne umuyordum? Bir haber getireceğini mi? Bir derman getireceğini mi? Bir hekim getireceğini mi? Bir cevap getireceğini mi? Neyin cevabını? Çaresizlikten başka neyin cevabını getirebilir ki?
Ne umuyorsam, Muhtar, dağ yolunu tutup az sonra da karşı tepeyi aşıp gözden yittiğinde, o umudum da yitti.
Umduğumun saçma bir şey olduğunu anladım.
Onu gözden yitirir yitirmez anladım.
Odama döndüm.
Muhtarın gözündeki sorunun cevabını aradım.
"Bu dilekçeleri yazarak mı kendimi kurtaracağımı sanıyorum?"
Bir kitap yazsan ne yazar?
Binlerce sayfa yazsan, yayımlasan, binlerce kişiye okutsan ne yazar?
Yazdın Bakanlığa, yazdın Valiye, ne yazar?
Görevini yapmanın erincine mi sahip olmayı bekliyordun?
Bu gece rahat bir uyku çekmeyi mi bekliyordun?
Girdin odana, Muhtar tipinin altında, ayaza karşı, karlara batmamak için ayağında hedikler, yavaş yavaş ilerlerken dağ yolunda, senin mektuplarını, saçma, sonucu belli olan mektuplarını götürmek için kente giderken, sen sıcak odanda, erinç içinde mi olacaksın?
Benim görevim bu. Ben yazar durumu bildiririm.
İlgililer ne yaparsa yapar.
Günah benden gitti.
Bu mu?

Tanrım, var olmayan Tanrım, kime yakaracağım?
Nerde bulacağım sorusunu cevabımın?

Ferit Edgü
Hakkâri'de Bir Mevsim
syf. 115-116

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder