albert camus
aldous huxley
alıntı
alper canıgüz
anthony burgess
antoine de saint-exupery
ayfer tunç
barış bıçakçı
boris vian
burhan sönmez
cesare pavese
edebiyat
emile ajar
etgar keret
ferit edgü
franz kafka
fyodor dostoyevski
hakan günday
harper lee
hasan ali toptaş
haydar karataş
ihsan oktay anar
ilhami algör
irvine welsh
ivan gonçarov
j.d. salinger
jean-paul sartre
kitap
knut hamsun
mahir ünsal eriş
marquis de sade
mehmed uzun
mıgırdiç margosyan
murat uyurkulak
nikos kazancakis
notlar
oğuz atay
orhan pamuk
patrick suskind
rainer maria rilke
ray bradbury
sabahattin ali
sema kaygusuz
stanislaw lem
şule gürbüz
tezer özlü
tomris uyar
truman capote
vedat türkali
yusuf atılgan
13 Mayıs 2015 Çarşamba
Bana öyle geliyor ki, yazar olabilmenin, bir şeyler yazabilmenin olmazsa olmaz koşulu, kişinin kendi çocukluğunun farkına varabilmesidir. Olgunlaşmış ve yaşamanın ne demek olduğunu bir nebze kavrayabilmiş aklıyla çocukluğundaki saf ve büyülü dünyayı gerçekten farkında olarak değerlendirebilmesi yazar olabilmek için elbette ki yeter şart değildir fakat olmazsa olmazdır. Dostoyevski, Rilke ya da Kafka gibi "büyük yazar" olabilmenin olmazsa olmaz koşulu ise bunun biraz fazlasıdır; kişi çocukluğunun farkına varabilmesinin yanında, oradan başkalarının göremediği şeyleri çıkarıp getirebilmelidir. Bir düşün, yoğun bir şekilde hissedilen anlık bir duygunun, açıkça ortada olan anlamından fazlasını kavrayabilmelidir. Bu, yazarlığın belki yüzde birlik bir kısmını bile oluşturmaz ancak bana öyle geliyor ki, bu olmadan olmaz.
14.05.2015
04.40
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder