23 Mart 2016 Çarşamba



Emile arada yukarı doğru, ona doğru bakıyordu mutlaka; böylece ona yemekten sonra koltuğunda uyuklamış bir ihtiyar gibi görünürdü. Bakışlarını herhangi bir şeyin büyüsüne kapıp koyuvermek daha iyi, bir şeye bakmak, bakışlara yemini vermek, beslemek ve bir şeye bağlamak sımsıkı; sonra kendi içine, derinliklerine, bakışlardan kurtulmuş olarak, kendi içindeki karmakarışık geceye doğru inmek, kaymak; gözlerini yol kenarındaki ağaççıklara dikti, solda, kocaman, yemyeşil ve donup kalmış bir hareket; gürleyip çatladığı, binbir parçaya ayrılıp dağıldığı an yakalanıp öylece dondurulmuş bir dalga; şaşkın, bitmeyen bir koşu halinde yapraktan yaprağa atlayan, gidip gelen, bu yeşil ve canlı kalabalıkta eriyen bakışlar.

Jean-Paul Sartre
Yaşanmayan Zaman
syf. 163


Nemli koridor boyunca yürürken çeşitli duygular altındaydım, hepsi de eriyip neredeyse somut bir sıkıntıya dönüşüyordu. Değişmem, evimden çıkıp başka bir yer bulmam, saklanmam için birden öylesine diri bir gereksinim duydum ki, yüzümü ter bastı. Bir çeşit yürek sıkıntısı, kovalanan insanın kaygısı hatta bulunduğu yere mıhlanıp kalmış da avcıya ödün vermeye çalışan av hayvanının yürek darlığı içindeydi. Hiç fareyi minik sırtından kedi pençesini çektiği anda görmediniz mi? Hareketsiz durur, kaçmaya çalışmaz bile; arkasından gelen pençe vuruşu bir okşayıştan daha hafiftir. Sevgi okşayışından, kurbanın işkencecisine duyduğu, işkencecinin de bir bakıma karşılığını verdiği sevgi.

Boris Vian
Bütün Ölülerin Derileri Aynıdır
syf. 52

20 Mart 2016 Pazar



Bütün kitapları okumayı görev saymıyorsak bir kitabı açmaya hakkımız olmamalı. Her satırla dünyanın bir parçasını koparıyoruz. Kitaplara başlamadan önce dünya, eksiksizdi, tamdı ve kitaplar bitirildikten sonra belki yine bir bütün olacaktır.

Rainer Maria Rilke
Malte Laurids Brigge'nin Notları
syf. 157


Ona söyleyecek bir şey bulamıyordum. Aslında hiçbir zaman ona söyleyecek bir şey bulamazdım, oturup aramızda eskiden geçmiş can sıkıcı konuşmaları düşünmeye başladım: Nasılsın, Jean Louise? Teşekkür ederim, efendim, siz nasılsınız? Çok iyiyim, teşekkür ederim; neler yapıyorsun? Hiç. Hiçbir şey yapmıyor musun? Hayır. Tabii arkadaşların vardır ha? Var. Arkadaşlarınla ne yapıyorsunuz? Hiç.

Harper Lee
Bülbülü Öldürmek
syf. 162


"Amına koduğumun pisliği. Böyle solucanlarla takılırsan başına gelen her şeyi hak edersin."
Geri dönüp yerine oturdu, ama sadece caddenin karşı tarafından Sharon ve June'un gelmekte olduğunu gördüğü için.
Begbie, pub'da June'u görünce ona, "Bebek nerde?" diye haykırdı suçlayıcı bir biçimde.
"Kız kardeşimde," dedi June dehşet içinde.
Begbie öfkeli gözlerini, açık ağzını ve donuk yüzünü öbür tarafa çevirdi, bu bilgiyi sindirecek ve kendini bu konuda iyi mi, kötü mü, yoksa kayıtsız mı hissettiğini anlamaya çalışacaktı. Sonunda Tommy'ye dönüp ona sevecenlikle iyi bir amcık olduğunu söyledi.

Irvine Welsh
Trainspotting
syf. 182