Emile arada yukarı doğru, ona doğru bakıyordu mutlaka; böylece ona yemekten sonra koltuğunda uyuklamış bir ihtiyar gibi görünürdü. Bakışlarını herhangi bir şeyin büyüsüne kapıp koyuvermek daha iyi, bir şeye bakmak, bakışlara yemini vermek, beslemek ve bir şeye bağlamak sımsıkı; sonra kendi içine, derinliklerine, bakışlardan kurtulmuş olarak, kendi içindeki karmakarışık geceye doğru inmek, kaymak; gözlerini yol kenarındaki ağaççıklara dikti, solda, kocaman, yemyeşil ve donup kalmış bir hareket; gürleyip çatladığı, binbir parçaya ayrılıp dağıldığı an yakalanıp öylece dondurulmuş bir dalga; şaşkın, bitmeyen bir koşu halinde yapraktan yaprağa atlayan, gidip gelen, bu yeşil ve canlı kalabalıkta eriyen bakışlar.
Jean-Paul Sartre
Yaşanmayan Zaman
syf. 163




